Röportajlar

2009 senesinde yazılı şekilde yaptığımız bazı röportajlarımız.

Speaker 1

Mustafa Kemal Pehlivan

Metro FM de keyifli röportaj gerçekleştirdik. The BigMan Morning Show sunucusu Mustafa Kemal Pehlivan ve Büşra Kosif Yıldırım ile çok keyif verici bir röportaj deneyimimiz oldu. (2009)

Mustafa Kemal Pehlivan Uykulu gözlerimizi neşeli sesiyle açan, yüzümüze her sabah soğuk su çarpan bir radyocu Mustafa Kemal Pehlivan. Onu Samanyolu Televizyonu’ndaki ‘Davetsiz Misafir’ ve Samanyolu Haber Televizyonu’ndaki ‘Ayaklı Mikrofon’ programından tanıyorsunuz.

Şimdi ise Metro FM’de The Big Man Morning Show adlı sabah kuşağı programıyla radyo mikrofonunun başında ilginç konu, konuk ve skeçleriyle dinleyicilerini güne hazırlıyor.

Metro FM’de Mustafa Kemal Pehlivan ile beraberiz.

Hem radyo ve hem televizyon bir arada pek zor olmuyormu? Biraz zor oluyor yani haftanın 7 günü çalışmak zorundasın ama ikiside birbirileri ile konuşabilen meslekler, bu yüzden pek ayrı tezat işler değil. Daha keyifli oluyor. Yani iyi bir radyocu aynı zamanda iyi bir televizyoncu olabilir.

İstanbulda çalışmak biraz zor olsa gerek. aynı zamanda hafta sonları Tüm Türkiye’yi dolaşıyorsun sanırım Televizyon programınız nedeniyle biraz bahsedermisin? Nasıl bir Tempo içerisindesin? Ben televizyon programı yüzünden bütün Türkiye’yi dolaşıyorum. Hafta sonu ülkenin heryerini görüyorum. Her yerini dolaşıyorum. Her yeri ayrı bir güzel ama İstanbul yaşayan, canlı bir şehir. 24 saat yaşayan bir şehir. Herşey elinin altında. O yüzden buranın tadı bir başka, oyüzden bizde kıymetini bilemiyoruz İstanbul’un galiba. Biraz gezip görünce diğer yerleri, İstanbul’un kıymetini daha fazla anlaşılıyor. Ben seviyorum burada çalışmayı. Biraz zor oluyor, biraz stresli oluyor ama seviyorum. o streside anadolu topraklarında hafta sonu geziye çıktığımızda atıyoruz.

Günde sadece 3,5 saat uyuyabilmek çok zor olsa gerek?

Alıştım. Japonlar gibi yaşıyorum. Artık günde üç buçuk saat insan vücuduna yetiyor ama gün içinde o rem uykusu denilen 45 dakikalık küçük bir kaçamaklar yaparak vücudu dinlendiriyorsun. Bir formül bulduk kendimize dair. Onu uyguluyarak gün içinde ayakta kalmayı başarabiliyoruz. Kaç yaşında radyocu olmaya karar verdin, Biraz Kendinden bahsedermisin? Kaç yaşındaydım?.. Baya küçüktüm galiba 16 yaşındaydım ve yemek yemek için bir Fransız Restorant’ı vardı Lamezyon diye oraya gittik. Hemen karşısındada Radyo Contact vardı. Rahmetli Hakan abi vardı orada, o zaman oranın başındaki kişi. Gezmek için gitmiştim. O zamanlar tiyatro oynuyorduk. Çocuk oyunları oynuyorduk o zamanlarda…

Hala devam ediyormusun tiyatroya? Tiyatroya devam etmiyorum. Orada bıraktık onu, işte televizyon ve radyoya girince tabiki ve sanat mektebinden mezun olunca Heykelde işin içine girdi. Hayatın büyük bir kısmını alıyor bunlar. O yüzden tiyatroya fazla devam edemedik. Ama o tiyatro yıllarımda oldu zaten radyoculuk girişimide. Hani yemek düşkünlüğü yüzünden oldu. İyikide oldu. Hakan abi bize yol gösterdi. Ondan sonra radyoculuğa başladık.

Televizyondayken izleyenler seni tanıyordu, Sesin ile radyoda tanıyanlar oldumu? Ee oluyor, yani 15 yıldan sonra sestende tanımaya başlıyorlar. Aradabir gelip Bigman senmisin yada ismimi biliyorlarsa Mustafa Kemal Senmisin? Diye soranlar oluyor. Ama daha keyifli. Tv’de tanınmaktan daha keyifli, Radyoda tanınmak.

Heykellerinizi Sanırım bir Sergide ilgilenenlere sunacakmışsınız sanırım doğru mu? Birçok sergilerde gösterdik. Ve Sergilerde hala devam ediyor. Çalışmalar devam ediyor. Önümüzdeki günlerde yine süpriz bir sergi olacak ama gizli tutuyoruz. Çünkü çok farklı bir iş üzerinde çalışıyoruz heykelle birlikte, içinde yaşayabilceğin , dokunabileceğin, harekete geçirebileceğin işler yapıyoruz. eğer onun üstesinden gelebilirsek, yani formülü çözebilirsek çok güzel birşey olacak o da. Radyodan ve televizyondan kazandıklarını Heykel yapımı için, sanat için harcıyormuşsun, Yada kullanıyormuşsun, Bırakamıyormusun? Ee Yok bırakmak istemiyorum.. Yani bırakmamda, çünkü çok istiyerek girdim o okula. Çok uğraştım. O hayatımın büyük bir kısmını alıyor. Radyo-Televizyon, evet biryere kadar bu işi yapabilirim. Ama heykeli Hayatımın sonuna kadar yapabileceğim bir iş.

Ne tarz heykeller yapıyorsun biraz bahsedermisin? Ne tarz ? Biraz modern denilen tarzlar yapıyorum genelde. Yani figürden ziyade daha formlarla oynamayı seviyorum. Yani forma işlevsellik katmayı seviyorum. Yani benim yaptığım heykeller bir işe yarıyor.

Yabancı yerine Türkçe müzik radyosunda çalışssan senin konuşma biçimini etkilermi? Olmaz. Onuda yaptım çünkü hani türkçe radyolarda da çalıştım.15 yıl oldu, 15 yıl içinde epey radyo dolaştım. Ulusal radyoların birçoğunda çalıştım. Türkçe radyolarda da çalıştım. türkçe radyoda da aynıydı tarz. O değişmiyor. O yani birazda aslında samimiyetten kaynaklanıyor. dışarıda neysem radyodada o olmaya devam ediyorum. O zaman kazanıyorsun. Hep Sabah programı sunuyorsunuz.. Evet hep sabah programı sunuyorum. Ve sabah erken kalkmayı çok seviyorum. Artı gün bana kalıyor. Sabah Kalkmak dinç hissettirir insanı değilmi? Aynen öyle. Ve sabah programları lokomotif programlardır. Önemlidir ve dünya radyolarındada öyledir. O yüzden bu yükün altına girmeyide seviyorum.

Bayada güzel oluyor aslında (Gülüşmeler) Sizi dinlerken aslında O enerji dolu ruh haliniz çok güzel birşekilde yansıyor bizlere. Teşekkürler.

Bir Röportajında biz sanatçılar Takdir edilmeyi severiz. Bu yüzden bu işi yapıyoruz demiştin.. Açıklarmısın? Bunu alkış için yapıyoruz hepimiz. yani televizyonda tiyatroda, sahne işlerinde… Şov dünyası alkış için yapılıyor, En büyük hediye bu. Yani Ufak bir mesaj yada taktir görmek mütevazilikten birşey kaybettirmez. Kişi bulunduğu yeri hazım edebiliyorsa tabi. Ama Hoşunada gider bu. Hangisinin takdir dönüşümü daha hızlı oluyor? Radyo; O anda seni arayabiliyor, ‘Çok iyiydin, tebrikler’ diyebiliyor. Bir de Türkiye’de radyoculuk halâ yeni yeni gelişiyor. Yurtdışındaki radyoları da takip ediyorum. Çok eksiğimiz var tabii. Metro FM bu anlamda köklü bir radyo ve bu da sorumluluk yüklüyor. Radyoda her şey canlı gittiği için ağzından çıkan bir kelime seni vezir de edebilir, rezil de.

Televizyonunki de daha hızlı tabiki. Hem görsel, hem iştsel olduğu için daha hızlı. Radyodaki tepki ise daha daha hızlı olabiliyor bazen. Çünkü radyoda canlı yayında konuştuğunuz zaman, sonuçta televizyonda programlar bir prodüksüyon işi Birazda süreç alıyor ama, Radyoda konuştuğunuz şeyin hemen ardından tepkiyi alabiliyorsunuz. Hemen dineyici sizi arayabiliyor. Yada mesajla birşeyler söylüyor. O anda tepkiyi ve geri dönüşümü alabiliyorsunuz. Ama radyo galiba bu konuda daha başarılı. Davetsiz misafirde yöresel yemek, Ayaklı mikrofonda yöre yöre belgesel tadında keyfli bilgi ve haber verici bir program yapmışsın televizyonda. Ve Metro FM’in yanı sıra Televizyondada bir programa başlamışsınız yeni olarak. Haberiniz olsun diye. Biraz Programın detaylarını anlatırmısın? Haberiniz olsun nasıl bir program? Haberiniz olsun anadolu topraklarını dolaşıyoruz. Yine İstanbuldan çıkıyoruz ve Anadoluyu dolaşıyoruz. bu sefer insan odaklıyız, yani çok da fazla düğüne derneğe bulaşmıyoruz ama bölgeyi tanıyoruz. Yani Büyük bir tat. Biraz yine Belgesel Tadında aslında. Orayı daha detaylı tanıyoruz. Orada yaşayan insanları tanıyoruz herşeyden öte. Çok ilginç insanlar olabiliyor. Mucitlerden tut’da inanılmaz bilgiye, ilime sahip olan anadolu insanlarıyla biraz sohbet ediyoruz. Onları birazda tüm ülkeye tanıtmaya çalışıyoruz yine..

Buğulu seslerle genzinden konuşan gece programcılarına ne dersin! Onlar eğlendirmiyor mu insanları? Bu şekilde konuşmanın eğitimi var mı? (Gülüşmeler) Bir eğitimi var mı bilmiyorum ama ben ona Yatak odası sesi diyorum. Eğer biryerde eğitimi veriliyorsa ben o eğitimi almayı çok istiyorum. Çünkü bir türlü beceremiyorum bu işi ve becerebilirsem eğer, zannediyorum ki hayatımda birçok şeyi değiştirebilirim. Çok güzel olurdu. (Gülüşmeler) Dikkatsiz ve üşengeç biri olarak nasıl kalkıyorsun bunca yükün altından? Teknoloji (Gülüşmeler) Yani telefonda birçok hatırlatmalar, bir sürü alarm gün içerisinde belki birçok kez çalıp hatırlatıyor bana bazı şeyleri. Ve arkadaşlarımda buna alıştı artık dostlarımda Onlarda bana hatırlatıyorlar artık. Artık yardımlaşarak imece usulü olarak bu yüklerin altından kalkabiliyorum.

3 yıl boyunca para almadan radyoda çalışmışsın doğrumu bu? Evet tabiki Türkiyede bu işler böyleydi, halada böyle. Emek harcamadan sefa sürülmez. Biraz Cefasını çekeceksinki Sefası daha tatlı, daha keyifli olsun. Hani Yeni Radyocularada önerim o, bir yere gireceğiniz zaman sabretmelisiniz. herşeyden önce sabır, sabır, sabır… Biran önce olayım, Biran önce para kazanayım diye düşünürseniz çok büyük şeyler kaybedersiniz. Biraz sabır işidir radyoculuk. Biraz bekledikten sonra eğer iyiseniz ve başarılıysanız emeğinizin karşılığını mutlaka alırsınız ama sabır önemli. Yani sabırsız davranırsanız geleceğe dair birçok şeyide kaybedebiliyorsunuz.

Sıradaki sorumuzda yeni radyocu olanlara ve olacaklara ne tavsiye ediyorsun? Herşeyden önce sabır diyorum. Radyoculuk sadece konuşmya üzerine dayalı bir iş değil bunu algılasınlar. Tamam konuşmak çok önemli. Düzgün ve güzel konuşabilmek çok önemli. Ama konuşmaktan öte kendini geliştirebilmelisin, okumalısın, takip etmelisin. Yani radyoda herşey konuştuğun süre içinde bitiyor. Yani okadar hazırlık 3 saatlik bir program içinde bitiyor ve ertesi güne yeniden hazırlanmak zorundasın ve hazırlanmak içinde birikiminin çok olması gerekiyor. sürekli takip etmelisin. Radyoyu yüzlerce, binlerce, milyonlarca insan dinliyor. Ve her insanında kendine ait bir bilgi birikimi var. Onların hepsine yete bilmelisin bazen. Birşeyler mutlaka okunmalı kitap, gazete, dergi, haber.

İnternetten okuıyorsan internetten oku, gazeteden okuyorsan gazeteden, kitaptan okuyorsan kitaptan oku.. Ama mutlaka oku ve takip et. Bide sabır.. (Gülüşmeler)

Radyoculuk canlı yayın işi. Oto kontrolünün çok iyi olması lazım. Otokontrolün kötüyse bütün takımı yakarsın. Radyoculuk bir takım işi. Bir bireysel oyunculuk yok. Yani burada BigMan Morning Show Yapıyoruz ama bu show Metro FM’in büyük bir parçası, hatta küçük bir parçasını oluşturuyor. Bu küçük bir parça çarkı döndürmek için birşeyler yapabiliyormu? Elinden geldiğince birşeyler yapıyor ve de dönüyor. Dediğim gibi lokomotif program bu, ama bayrak yarışı işte, sen kötüysen bayrağı bir sonrakine kötü teslim edersin. Yada bir sonraki kötüyse Bayrağı senden kötü teslim alır. Biryerde tökezlenirse bu bütün radyoyu etkiler. Bütün radyoyu etkileyince arkadaşların, dostların bundan zarar görür. O yüzden radyo işi takım işi. eğer takım oyunu oynayabileceklerse insanlar radyoya girsinler. eğer Bireysel düşünüyorlarsa adımını dahi atmasınlar. Önce onu bir sindirmeliler. Radyo bir takımla olacağına ve bu işin takım oyunu olarak olabileceğini, hep beraber olabileceğini görmeliler.

Televizyonda mesela ”Ben” var. Ama radyoda ben diye birşey yok. Biz vardır ve takım vardır. Radyo önemlidir. Ve burada marka senin önündedir her zaman. Metro FM BigMan’den çok daha önemlidir. ve Metro FM’in kalkınması gerekir. O yüzdende BigMan Metro FM ne diyorsa onu yapmak zorundadır. Yada falanca kişi, filanca kişi aynışekilde böyle bir durumdadır.”Ben”cilik radyoculukta asla geçerli değildir.

Metro FM’den yada Samanyolu Haberden sizleri tanıyan hayranlarınız yada sevenlerinize son olarak neler söylersiniz? Teşekkür ediyorum herşeyden önce. Bir türlü anlayamadığım, alışamadığım meslekler radyoda ve televizyonda insanlar dinliyor yada izliyor ve hoşlarına gidiyor. Yolda gördüklerinde seni çeviriyorlar ve senin ile konuşmak istiyorlar, fotoğraf çektirmeler felan. bu kısımlara pek alışamadım ve sanırım alışamıyacağımda galiba ama mahçup oluyorum çünkü çok fazla ama bu mahçubiyetin içinde sadece teşekkür edebilirim sanırım. Teşekkürler ve takip etmeye devam etsinler. Elimizden geldiğince iyişeyler yapmaya devam edeceğiz.

Röportaj : Cengizhan Canarslan